20 Haziran 2010 Pazar

ayrılırken...

Dinle sevdiğim, bu ayrılık saatidir. 
Dünya var olalı beri çirkin ve soğuk, 
Erken içeceğimiz bir ilaç gibi. 
Tadı dudaklarımızda acımsı, buruk. 
Bu saatte gözyaşları, yeminler, 
Boş bir tesellidir inandığımız. 
Perde kapanıyor, film bitiyor işte, 
O hiç bitmeyecek sandığımız... 
Görüyorsun, konuşacak bir şeyimiz kalmadı. 
Sadece bakışlarımızda hüzün. 
İşte ayrılık bu; hiç beklemediğimiz... 
O ikiz kardeşi ölümün. 
Anlıyorum bir daha görüşemeyeceğiz 
Bu son buluşmamızdır seninle 
Yeni bir hayata başlayacaksın artık 
Onunla, o yeni sevgilinle. 
Anlıyorum artık o öpecek ellerini 
Kulağına aşkı o fısıldayacak 
İçinde bir pişmanlıktan başka 
Benden eser kalmayacak. 
Sigaranı söndür , kalkabiliriz 
On adım sonra yollarımız ayrılmalı 
Sakın ağlama ve bir şey söyleme bana 
İnsan ayrılırken bile büyük olmalı.

Ümit Yaşar OĞUZCAN


19 Haziran 2010 Cumartesi

gitti...

Allah'a emαnet ol" dedi ve gitti. 

Sustum sadece..
Zαten bαşkα kimim vαr ki ?'
Cemal Süreya 


bir veda havası...

Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklık
İncinen bir hayatın yarasıdır
Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
Kan tarlası gelincik şafağında
Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
Vur kendini korkularda hadi al
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal iki gözüm hoşçakal...

hoşçakal....

“Hoşça kal” demek istiyorum giderken.
“Hoşça kal”da kocaman bir umut vardır çünkü.
“Sen hoş kal ben geleceğim”dir aslında ardına gizlenen.
“Şöyle bir tur atıp geleceğimdir.
Bir kayboluş değildir “Hoşça kal”
Aksine beş dakika sonra geleceğimdir ya da beş saat sonra.
Gelirken de tüm umutları çuvalla getirmektir.
Hayatın gülücüklerine ufak bir hüzün eklemektir
Dudağın yarısına tebessümü saklayarak.
Nefes almanın biraz güçleştiğini hissetmek ama hiç durmayacağını bilmektir.
“Hoşça kal” ağlamaktır koparcasına sarılmaktır karşındakine.
Çünkü bilinir ki geriye kesin dönüş vardır bir gün.
Aşk bitmemiştir yüreklerde daha sıcacıktır.
O sıcaklık köz olsa da hiç bitmeyecektir.
Zira “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Gözler birbirinden hiç ayrılmayacaktır kalple işbirliği yaparcasına.
Kalp adını her duyuşta fırlayacaktır yerinden.
Çünkü “Hoşça kal” denmiştir giderken.
Dünyanın bir ucunda bile olunsa o hep seninledir
Nefesi hep boynunda umudu hep seninledir.
Bazen bir köşe başında beklemektir
Onun oradan sana koşacağını bilmektir.
Ağlarken güldürür.
Severken daha da sevdirir.
“Hoşça kal” kısa bir mola küçük bir nazdır.
Ancak ne olursa olsun sonu hep mutluluktur.


Elveda demek istemiyorum giderken.
Hüzün dolu ayrılıkları kemikleştiren bir kelimedir çünkü.
Sevdaları yürekten kopartıp atan ve yerinde yaralar bırakandır.
Çiçekleri soldurup güneşi bile karartandır.
Tüm yaşanmışlıkları ortadan kaldırıp
Hatıraların koynunda yıllandıran bir kelimedir “Elveda”.
Bakışların bakışlara kenetlendiği günlerin 
Saatlerin hatta saniyelerin bittiğidir.
Sevgi sözcüklerinin tükendiğidir konuşamamaktır.
Özlemlerin himayesine girip ve hiç çıkmamaktır “Elveda”.
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmasının sonudur.
Seni yalnızlığınla baş başa bırakıp
Dokunuşların hissini kaybetmesidir uyuşmaktır “Elveda”.
Dünyanın sonudur yaşarken ölmektir anlamsızlıktır.
Tatlının acı tuzlunun tuzsuz suyun ise zehir olmasıdır.
Fotoğraflara son kez bakıp
hepsini göz kırpmadan yakabilmektir.
Bazen kalbin izin vermese de “Ah” etmektir “Elveda”.
Bazense verdiğin ömre bir yenisini eklemek için
RABBİNE dua etmektir.
Başını geriye çevirmek ve beyaz mendil sallamaktır
gözlerde iki damla yaş ile birlikte.
Ya da ardına bakmamak ve gözlerinden damlaması gereken yaşları içine akıtıp hızla uzaklaşmaktır.
Bir an kendinle olan mücadeleni kaybedip yine ona koşmaktır
Ancak uzakta kalmak ve
sadece seyretmektir görebilmektir onu.

Beraber yaşadığın günleri büyük bir iştahla saymak yerine artık tarihleri unutmaktır.
Hiç neşe barındırmaz içinde “Elveda”.
Sıcaklıktan uzaktır sevgi katilidir sinsidir.
Bir onur mücadelesidir kıyasıya.
Kısacası umudun bitmesi ve ömrün kalan kısmını uzatma olarak görmektir “Elveda”.

Bu yüzden sırf bu yüzden
“Elveda” demek istemiyorum
sevgini yüreğimde taşıdığım için
Sadece “Hoşça kal” demek istiyorum..

Hoşçakal…


gitme....

Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf…

Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
bir gün batım
...ı huzuru…
uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
züleyha’nın kaderine razıydım Yusufsun diye…
peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?

Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…
Gitme demem, git şimdi!
Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..

Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih’im…
Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…
Ama dur, gitme!...


Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!
Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!

Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
Ah yar…
en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…

Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…
Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.
Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…
Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…
Eksİk ,mahzun, çaresiz…
İster al git, istersen k-al git-me Yar!...

Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
Gitme, sensiz ıssız bu diyar…

Yoklukluğun ortasında yok olan bir varlığa tutundum. O hüzün ki sevdanın nefesi, en çok yakışan bize.

Kahraman Tazeoğlu


istanbul...


Şimdi iki yakasında da eksiğim İstanbul'un
Senai Demirci

18 Haziran 2010 Cuma

geç..

Hayat akıp giderken avuçlarımdan
Eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımı
Artık herşey için çok geç demek için
Belkide çok geç....

geç...

ayrılık kurşun kadar ağır 
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın 
yine de bir adın kalmalı geriye 
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde 
aynaların ardında sır 
yalnızlığın peşinde kuvvet 
evet nihayet 
bir adın kalmalı geriye 
bir de o kahreden gurbet 
beni affet 
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç...


aşk

Birşeyleri bitiriyoruz işte;

Sen gidiyorsun,
Ben gidiyorum,
Aşk;bir yerlerde
boynu bükük bize bakıyor... 


gece nöbeti...

Daha az seviyorum seni.. 

Giderek daha az.. 
Unutur gibi seviyorum.. 
Azala azala.. 
Aramızdaki uzaklığın karanlığında.. 

Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca.. 
Daha az seviyorum seni.. 
Kendini iyileştiren bir yara gibi.. 
Daha az.. 
Ve zamanla.. 

Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini.. 
Uzak dağ kışlalarında.. 
Görmüyoruz birbirimizi.. 
Usul usul sis iniyor.. 
Kopmuş yollara.. 
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin.. 
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda.. 
Sevgilim sevgilim 
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin 
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.. 

Artık daha az seviyorum seni.. 
Unutur gibi..ölür gibi daha az.. 
Yeniden ödetiyorum kendime 
Onca aşkın öğretemediğini.. 
Kolay değildi.. 
Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben.. 
Kaç acı birden imtihan etti beni.. 
Bir tek gece vardır insanın hayatında.. 
Ömür boyu sürer nöbeti.. 
Bu da öyleydi.. 
İyi ol.. 
Sağ ol.. 
Uzak ol.. 
Ama bir daha görme beni.. 


.


Murathan Mungan 


köprüler...

Zordur köprüleri yıkmak... 
SIradan sabahların mahmurluğuna alısmışlar için, 
bir şafak vakti aniden geçmisinden ve bugününden vazgeçmek, 
ve içinde her nasılsa saklamayı basarmış bir yarın heyecanının kanadına 
tutunarak havalanmak cesaret ister. 
Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine huzur doludur ki, 
ruhuna gömülü çocuğu, yıllarca kınında beklemiş keskin bir kılıç gibi 
uyandırıp dört nala ilerlemek, yaman bir karara dönüşür. 
Zordur insanın onca zaman bunca emekle kurduğu ne varsa hiçe sayıp, mağlup 
ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyetlenmesi... 
Bugüne yenik düşenler, yarını sadece hoş bir hayal olarak düşleyip, dünde 
yaşarlar. 
Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarında 
külden köprüler bırakarak, meçhul bir istikbale doğru dümen kırarlar.... 
Yıkılan sırat köprüsüdür.... 
Geçer ve orada kalırsınız: 
cennetse cennet, cehennemse cehennem... 
Dönüşü yoktur.... 

CAN DUNDAR


14 Haziran 2010 Pazartesi

yasla başını

Yasla basını omzuma;

Yorgunluktan düsen basını ağarmışsaclarına inat....Bir Kez daha dik tut! içinde kopan fırtınalara bir set cek 
Ve aldığınnefesin değerini, sana hiç düsünmeden her seyi vaadeden,bütün bu olumsuzluklararağmen
Yaşananlararağmen sana yalnız değilsin diyeni


İDRAK ET??

12 Haziran 2010 Cumartesi

tek sen....

Bir tek seni sevdiğim doğruydu. . 

Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı. . 

Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin. . 

Tepeden tırnağa aşka, tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet. . . 

Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi. 

Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekipgiderim diye buralardan. . . 

Ve ben en çok onların sevgisine inandım. 

En çok onlara derinden üzüldüm. 

Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye. . .

Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna, 

bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım. . . 

Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aladatan bir hayalete. . . 

Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete. . .