12 Aralık 2011 Pazartesi

yazmak sanatı..




‎"Sayfalar dolusu saçmalayın. Aptal olun. 
Duygusal olun. 
Shelley'i taklit edin. 
İçinizden gelen her sese kulak verin. ,
Dil bilgisi kurallarını da, teknik ve biçimsel alanda bilinen tüm kurallarla beraber ihlal edin; 
dökün, devirin; 
kendi keşfiniz olan, olmayan, her türlü kelimeyi kullanın, şiirsel bir biçimde, düzyazı bir metinde, 
ya da elinize geldiği gibi bir çırpıda yazılan anlamsız sözlerle öfkelenin. 
Sevin, alay edin. 
Ta ki yazmayı öğrenene kadar! ''


6 Aralık 2011 Salı

Ve Sen Kuş Olur Gidersin



Hevesleri, beklentileri, 
erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, 
kaçırılmış bakışları, gizledikleri, 
bitirilmemiş mektupları, 
susuşları 
ve 

istemsiz veda edişleriyle
tamamlanmamış bir cümledir insan...


T.T





içimizdeki şeytan..




"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, 
fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: 
Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. 
Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? 
Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... 
İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... 
İçimizdeki şeytan yok... 
İçimizdeki aciz var... 
Tembellik var... 
İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: 
hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...


sabahattin ali




4 Aralık 2011 Pazar

Veronika Ölmek İstiyor..ne güzel anlatmış


Şimdiye kadar hiç kendi istediğim gibi yaşayamadım, 
hep birilerini mutsuz ederim düşüncesi ile, 
aile mi hayal kırıklığına uğratırım endişesi ile yaşadım.
Asla tam anlamıyla mutlu olmadım; istediğim mesleği seçemedim, istediğim gibi diğerlerini özgürce sevemedim.
İlerde ne olacak peki ; evleneceğim, çocuklarım olacak, sıkıntılarım olacak, kendimi onlara adayacağım, 
onlar beni bırakıp gidecek, 
terk edeceğim veya terk edileceğim..
Şimdiden gördüğüm bu geleceği neden kabul edeyim ki; kendi isteğimle bu noktada bırakmak varken..






2 Aralık 2011 Cuma




İnsanlar fazla sevilmemeye programlı galiba.
Ne zaman çok sevildiğimi hissetsem gidesim gelir.
Ve ne zaman çok sevsem o gider.

Ece Ayhan








Hint felsefesinin 4 kuralı...





KURAL 1: "Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur,hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

KURAL 2: "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile
değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."

KURAL 3: " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

KURAL 4: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun
bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir."












Sabırla güçlenen, engellere rağmen büyüyen, 
kışın ısıtan, baharda çiçek açan, 
yazın bir esinti gönderen ve son baharda meyve veren bir şeydir bu... 

Sevgiyi keşfettim! 

Halil CİBRAN






29 Kasım 2011 Salı

ben umut arıyorum..




Ben bulutların dilinden anlamam.
O yüzden sık sık yağmur yağar ben dışarı çıkınca.
Şimdi bütün bunların önemi yok.
Önemi yok şimdi bütün bunların.
Ben umut arıyorum.
Ben umut arıyorum.
Ben umut arıyorum.
Ben seni arıyorum.
|Tarık Tufan





inşallah derse yakaran inşa eder YARADAN




Bunca şeyi anlayınca, "inşaallah"
Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile.
Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle
"inşallah" derken içten içe
Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye.
...Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime
"inşaallah" dedikten sonra başlayan işe
Ruhum uyanıverdi, hani o yıllardır durmadan kıvranan
Sen de yeter ki onu an, çünkü
İnşallah derse yakaran inşa eder Yaradan.
Senai Demirci.





28 Kasım 2011 Pazartesi

Bundan evvelki hayatımın son günüydü, bundan sonraki hayatımın ilk.






Önce yatağımı topladım.Yorgana baktım, yastığa.Kolumdaki saat, vitrindeki lamba.Fotoğraflarım, ehliyetim, kimliklerim, nüfus kağıdım.Kapı üzerindeki ismim.Giysilerim, takılarım.Benden uzun ömürlü olacaklardı, kesin.Beni ben yaptıkları.
Dayanamazdım.
Önce bütün fotoğraflarımı bir araya getirdim.Hatırı sayılır bir yığın oluşturdular.Hepsini yaktım, küllerini savurdum.
Bütün kimliklerimi çıkardım teker teker.Kimi tek kimi çok imzalı.Onlardaki fotoğraflarımı da söktüm.İmzalarını kazıdım.?Onaylanmış kimliklerim? beni onaylamıyorlardı artık.
Ardından bütün yazdıklarımı topladım.Tezlerim, hikayelerim, gazete yazılarım, defterlerim, bir türlü bitiremediğim ansiklopedi maddelerim, denemelerim vesaire.Dergilerden, kitaplardan, gazetelerden.Nerelere gittilerse, nerelerde kaldılarsa.Çok kolay olmadı; ama oldu işte.Kimse fark etmedi.Kül yığını üzerinde onları da yaktım.
Bütün mektuplarıma geldi sıra.Tümünü gönderdikleri, sakladıkları yerlerden geri aldım.Kimileri dosyalamıştı.Eskiden olsa fena halde içerlerdim.Farklı isimlere ayrılmış bir hiza dosyalardan her biri üzerine adım yazılıydı.Kimi dostlarsa sağolsunlar, benim yerime çoktan yok etmişlerdi mektuplarımı.
Yazdıklarım bu kadarla bitmiyordu.Ne çok dağılmışım.Çekmecelerden, gözlerden, dolaplardan, masalardan, ne kaldıysa aldım.Hiç bir sigara paketinin, kibrit kutusunun, su ve elektrik alındısının arkasında tek cümle kalmadı benden geriye.Tek sözcük bile.Kaset yada cd kapaklarına çiziktirilmiş olabileceğim bir sözcük, bir tarih, tek mısra.Hiç birini atlamadım.Tablo arkası mukavvalarına bile baktım.
Okuduğum kitapların ilk sahifelerine ve satır arası notlarını teker teker elden geçirdim.Dahası altı çizgili satırları, bundan sonra okuyacak olana seslenen yanımı.Sildim.Hepsini sildim.Yepyeni oldular.Benden tek işaret taşımasınlardı.Benden geriye hiç bir şey kalmasındı.
Lisedeki sıramı buldum sonra, fakültede amfideki kolçaklı sandalyemi.Adımın harflerini kazımışım bir Yeni Türk Edebiyatı dergisinde ve altına tarih atmışım.Ne cesaret.Kanım damarlarımda üşüdü.Hırsla sildim hepsini.Fakülte kantinindeki masada Allah?tan adım yoktu.En zor olanı kütüğe girmekti, nüfusa yani.Ailemin bütün fertlerinin isimlerini bir arada gördüm.Bir kısmı, mor mürekkepli bir damga ile onaylı, kendilerinden uzun ömürlü olmuştu işte.Ne kadar isabetli davrandığımı tekrarladım yaşlı nüfus memurunun tekir kedisine.Görüntüm ?belki vardır- bilincine düşmesin diye gözlerine bakmadım.İsmimi yavaşça sildim koca sahifede kendisine ayrılmış yerden, yazıları sildim.Adı soyadı, bir boşluk.Doğum yılı ve yeri, yine bir boşluk.Ana adı, baba adı, onlarda öyle.Artık nüfusa kayıtlı değildim.
Son birkaç şey kaldı.Baktığım bütün aynaların derinliğinden, birikmiş olabilecek bütün görüntülerim topladım.Ayna, durgun su yüzeyi, cam parçası.Bir yığın görüntü arasından kendime ait olanları seçtim.Sonra adımlarımın izlediği, düştükleri kaldırımlardan.Elimin değdiği kapı tokmağı.Gözümün değdiği kitap sahifesi.
Son olarak bilincinde yada kalbinde beni biriktirmiş olabilecek bütün insanlardan kendimi geriye aldım.Hiç zor olmadı.Kalbin kapıları dayanıklı değildi.Bilinçse zaten çoktan mürai.Fark bile etmediler.En çok da kendimi öğrencilerimin kalbinden geri alırken hüzünlendim.
Artık yoktum.
Kimliklerim, yazılarım, çizilerim.El ve ayak izlerim.Fotoğraflarım.Gül devrim, lale devrim, nergis devrim.
Hepsi yok oldu.Dünya benden önceki dünyaydı.Arkamda bıraktığım hayatın son günü.
Akşam oldu.Yatağımı yaptım.Yorganım, yastığım.Vitrindeki lamba.Evim herhangi bir mobilya teşhir salonundan farksızdı.Bensiz bir dünya kalmıştı geriye.Benim yaşamadığım ve beni yaşamamış.
Yoktum artık.?Âyine-i mücellâda nihan?dım.
Öyle sandım, aldandım.
Bütün bunlar, yok ettiklerim, benim bilincimdeydi hâlâ.Dünyayı bensiz kılmıştım da beni dünyasız kılamamıştım.Olmadı kısacası.Yokluğun yolu bilinmemekten değil, bilmemekten geçiyordu, anladım.
Yatağıma girdim.Gözlerimi kapadım.Aklıma ilk gelen:?Hava yağmurluydu.Islak kaldırımlarda nergis açıyordu.Kucağımda bir demet nergis vardı?.(Ancak dikkatli okuyucular başa dönecekler.)
Gözlerimi açtım.Kalemi kağıdı aldım elime.Oturdum bu yazıyı yazdım.Önümdeki hayatın ilk günüydü.


nazan bekiroğlu









Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
Bilemem,
Belki bu yüzden
Ben sana yanlış bir yerden edilmiş
Bir büyük yemin gibiydim.

Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
Yine de döneyim döneyim istedim.
birhan keskin ....


sandım..




Bir gece sevdiğim içeri girdi.
Yerimden öyle bir fırlamışım ki elbisemin eteği mumu söndürdü.
Güzelliği ile karanlığı dağıtan sevgilim sordu :
-
" Ben gelince neden ışığı söndürdün..? "
Dedim ki :
- Güneş doğdu zannettim...


sadi şirazi..




gitme





Gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime.
Yok, gitme!
Gitme, sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor,
Özlemeyi yutkunuyorum;
Sonra pencerene ürkek kuşlar konuyor
Şu gök var ya şu gök, birden üstüme çöküyor,
Yok.. gitme!
Gitme aç göğsünü ısınıp kalayım öyle...


yılmaz odabaşı..








‎'Değil mi ki. Kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız

koşar adım!''

|Cahit Zarifoğlu





sahi sevgi neydi....




Yaşanan, yaşanmamışlığın tanığını yek değerinde bulunca baş başa vermiş iki suretten biri diğerine aşkın kelimesini sordu;
diğeri gülümsedi ve ona aşkın, bu dünyadan olmayan bir zamanda bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun sözleştiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı.

Ama, dedi biri ''hesapta ruhun tanışını bu dünyada hiç bulamaması, ona rastlayamaması var.''
diğeri, ''buldum zannedip de yanılmak var diye ekledi.''
''bulup da tanıyamamak var'' dedi biri.
ve ki ''bulup da onun tarafından hatırlanmamak var '' diye tamamladı diğeri."


nazan bekiroğlu




25 Kasım 2011 Cuma

kadın





Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
Yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
Harman yerinde dokuz zilli
Köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım.
Yavrum, anam, karım, kız kardeşim
Hayat arkadaşımdır...


Nazım Hikmet






17 Kasım 2011 Perşembe

buldum...





“Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. İster görün, ister görmeyin; gülümsedim işte. Her şeyimi kaybetmedim daha; çıkmayan candan ümit kesilmez, havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin!”
”Yalnızlığa dayanmanın en önemli şartı, her şeye karşı hazırlıklı bulunmaktır.”
“Kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu. Doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı. Bu yüzden insan, duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu. Belki bu zavallılığın, bu yarım yamalaklığın, bu gülünç durumun bile bir aslı, gerçek bir biçimi vardı.”
”Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bu zamana kadar? Bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı herhalde.”
"Eve, yalnızlığıma döndüm.”
”Durmadan düşünmekten başka ne yapıyordum ki?”
“Yalnızlık, hafızayı zayıflatıyordu.”
“Üç çeşit hafıza vardır: Göz hafızası, kulak hafızası, el hafızası. Bunlardan en iyisi el hafızası, yani yazarak öğrenmektir.”
”Bir yerde düşüp kalmaktan korkuyorum; evim, yatağım filan hemen yakınımda olsun istiyorum. Gözlerim de iyi değildir, sekiz miyop. Gözlüklerim kırılırsa, evin yolunu bile bulamam.”
”Sen bize güzel bir masal anlatırsan, dedim ona, ben de senin sayende dünyaya belki yeni bir şeyler söylerim.”

Oğuz Atay 



















‎"Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek.
- O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı."




Yıllar yılı hasretle beklediği ışığa kavuşan bir hücre mahkumu nasıl körleşirse, aşk da körelir yakına gelince...

Sanki özlemdir aşkın çimentosu; özlem çekildi mi aşk, kumsalda şehvetinden soyunmuş yatan çıplak bir beden kadar sıradanlaşır, ehlileşir, söner.

Belki ondandır aşkların en güzelinin mektuplara yazılmış, şarkılara dökülmüş, telefonlarda söylenmiş oluşu...

Mutlu aşkta yazılacak bir şey bulunamamıştır çünkü...


can dündar..