7 Ekim 2011 Cuma

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,                                          
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

(Dorothy Law. Nolte 1975-Children Learn What They Live.)

Kaynak:
Doğan Cüceloğlu
İNSAN İNSANA












6 Ekim 2011 Perşembe

aşk..






Soğuktan eliniz ayağınız uyuşmuş bir halde eve geldiniz
ve hemen sobanın yanına sokuldunuz.
Isınmak için sobanın yanına sokulduğunuz andan itibaren,
her geçen dakika sobadan biraz daha uzaklaşır ve en sonunda odanın,
sobaya en uzak köşesine oturursunuz.
İlk dakikada sizi rahatlatan, huzur veren ateş; yavaş yavaş canınızı sıkmaya başlamıştır. Önce üstünüzdeki kazağı çıkarır, daha sonra evdekilerin bütün itirazına rağmen, pencereyi hafifçe aralamaya kalkarsın.
Aşk da böyledir işte.

İbrahim Tenekeci/ Uçuş Denemeleri 






aşk..







"Eğer, 
hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler 
yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. 
Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken... 
Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün... 
Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.

Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın."

k.başar








masallardaki lamba...



Nasıl olur da insan, dünya yüzünde, bütün bir ömür boyu hatta ondan bile sonra, sonsuza dek birlikte olmak istediği, her gördüğünde, hayır, yalnızca adını düşündüğünde bile kalbinin deli gibi çarpmasına engel olamadığı, belki de hayata geldiği an kaybedip sonra da çaresizce, farkında bile olmadan oradan oraya savrularak yıllar yılı arayıp durduğu parçasını bulmuşken mutsuz olur? 
Kimi zaman birini sevdiğini düşünür insan. 
Onu neden sevdiğini bir başkasına anlatabilir. 
Sözcüklerle, uzun cümlelerle, yaşanmış hatıralarla, örnekler vererek... 
Bazen birini sevdiğine kendisini inandırır. 
Onu sevmek için, daha çok sevebilmek için birşeyler yapar ya da bekler. 
Ama bazen birini delice sevdiğinizi bilirsiniz. 
Hissedersiniz. 
Bunun için hiçbir neden olmasa da sizin dışınızda bir güçle ona doğru çekilirsiniz. 
Yerçekimi gibi doğal, kendiliğinden... İsteseniz de engel olunamayan birşey... 
Evet işte onu bulmuştum ama mutsuzdum. 
Kendi kendime sabahlara kadar oturuyordum, neden deliler gibi gülmeyip ağladığımı anlayamıyordum. 
Onu bulmuştum ama alamıyordum. Bu yüzden mi? 
Sanki kaybolup gitmiş gölgeme bir yerde rastlamıştım ve yakalamaya çalıştığım anda yeniden elimden kaçıp gidiyordu. 
Uzağa değil, yakınımdaydı, görüyordum, ama dokununca yeniden gidiyordu. 
Belki de yıllar sonra, belki de hep böyle elle tutulamadağı için bunca değerli olduğunu mu düşünmeliyim? Biliyorum, öyle derler. 
Ama bu doğru değil. 
O günlerde de, şimdi de, bana sorarsanız aynı cevabı veririm. 
Masallardaki lambayı ovalayıp içinden çıkan cin, "Dile benden ne dilersen," diye sorsa, çocukluğumda bir türlü bulamadığım o cevabı hemen söylerim. 

Bütün bir hayat, onun kucağına yatmış, saçlarımı okşarken benimle konuşmasının yanında hiçbir anlam taşımaz. 

KÜRŞAT BAŞAR.... 







mevsimler....





Yaz, fazla şımartılmıştır, fazla havalı. Beden kusurlarını göstermeye zorlayıp yorar insanı. Bedenlerin mevsimidir yaz; yani sükseli bir kimse değilsen bitiktir işin.

Bahar tehlikelidir. İnsana olmayacak işler yaptırdığı gibi çabucak kaçtığı için suçu hiçbir zaman ispatlanamamıştır. Tekin değildir yani.

Sonbahar başlangıç ve sondur. Niyeyse hep bir şeye karar vermelisindir sonbaharda...

Mevsimlerin en merhametlisidir kış. Evin mevsimi, sarılmanın, sarınmanın, sarmalanmanın. Uzun çayların, derinlemesine yemeklerin, etraflıca içmelerin mevsimi...Karşılaşmaların değil buluşmaların... Sıcak olan her şeye doğru neşeyle yönelmenin, böylece beraber ılımanın...

'' Ece Temelkuran ''











bilinir....




Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
-Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını..."



'' Cemal Süreya ''





Ay ışığında saklıdır..sıkılmadan izlerdim izlerim...




elde var hüzün okunan şiir..


söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün 


ATTİLA İLHAN








işitilmeyen...





Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
...kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yok olarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.

İşitilmeyen / Oruç Aruoba













ve sen kuş olur gidersin....





ve sen kuş olur gidersin...
Yarın kelimesi bende büyülü çağrışımlar uyandırdı hayatım boyunca.

Yaşadığım her günün acısını ve umudunu yarına erteledim. Ertesi gün olduğunda her şeyin yerli yerine oturacağına ilişkin bitimsiz beklentiler büyüttüm içimde.

Nefes aldığım ölçüde yarınlar bitmiyordu. Bu kadar geniş bir yarının hiçbir zaman gelmeyeceğini elbette biliyordum.

Buna rağmen bu duygu hiç eksilmedi dünyamdan.
Yaralarım yarın iyileşecek!
Oyuncağım yarın alınacak.
Yarın iş bulacağım
Sevgilim yarın dönecek
Dostlarım yarın ziyaretime gelecek
beklediğim mektup yarın elime ulaşacak
Annem yarın daha iyi olacak
Yarın buralardan kaçacağım
Yarın daha rahat ve derinden uyuyabileceğim 
Yarın bugünden çok daha iyi olacak
Yarın bugünden iyi olacak
Yarın bugünden iyi olabilir
Yarın yada bugün... 


Bitimsiz yarınlar sayesinde gün boyu sırtımda taşıdığım yükleri bir kenara bırakıp uyuyabiliyordum.


TARIK TUFAN













bile bile....





Eriyordu günbegün..
Mum ömrünü daha çabuk tüketebilmek için,
İnadına sokuluyordu bildiği bütün sıcaklıklara..
Bile bile kapılıyordu yanlış sevdalara..


Mahrem / Elif Şafak









şimdi....



“Şimdi tek istediğim nefes alabilmek, ötesinde yok gözüm.
Kaçmak da mümkün buradan elbette ama benim istediğim kaçmak değil ki.
Ne varmayı arzuladığım bir öte diyar,
ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var.
Sadece çıkmak istiyorum.
Çıkmak da değil, çıkabilmek. Ben o ihtimali seviyorum.
Seçeneğim olmasını, kapının aralık kalmasını…
Durmuşum bir eşikte, ne bir adım geri, ne bir adım ileri, uzatmışım kafamı aralıktan dışarı,
sırtımı dönmüşüm o cehennem sıcağına, mutlu mesut, çocuk çocuk soluklanıyorum serinlikten, 
ötesi gerisi ne gam.”


MedCezir / Elif Şafak











acı...




Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.
Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.
Acı,insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi.
Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan,
Yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.



Jose Maura De Vasconcelos / ŞekerPortakalı






neden..





-neden beni hic aramadin? diye sordu.
-seni dusunmekle o kadar mesguldum ki, aramayi unuttum.
-beni dusunmeni degil,aramani isterdim.
-seni dusunmezsem, arayamam ki.
-beni dusundugunde de aramiyorsun.
-biliyorum, mukemmel bir ikilem bu.

Aralik Roman - Gokcen Yilmazturk