8 Temmuz 2011 Cuma
neydi??
Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi? Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış, bir koşuş muydu? Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!...
Hatırlayan var mı sevgi neydi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyiylik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!...
Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine’de, Semerkant’ta, sevgi Bağdat’ta, Endülüs’te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden?
Ya neden şimdi Ayasofya’da pitoresk, Divanyolu’nda kaldırım taşı, Ankara’da ittifak, Yeşilkubbe’de Mevlana, Erciyes’te kar, Fırat’ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza? Neden nefesimiz daralıyor hummalı inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden nesillerimiz sersefil ve derbeder?!...
Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar? Soralım ta içimize; neydi sevgi? ... İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan, yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan?
Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi, kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir dirilişti... sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır...
i.pala
1 Temmuz 2011 Cuma
24 Nisan 2011 Pazar
yazma.....
-Yazarım sana...
-Yazma...O zaman bekliyor insan.
Ee buraya çok az insan geliyor,çok insan gidiyor.
Kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor.
Yani hani mesela zannediyorsun ki
bir yoldan birisi gelecek ,
boş uzun bir yol, devamlı ona bakıyorsun...
Sonra kimse gelmiyor.
Yazma onun için.
-Ben seni hiç unutmayacağım.
21 Nisan 2011 Perşembe
istanbul....
İstanbul deyince aklıma kuleler gelir.
Ne zaman birinin resmini yapsam, öteki kıskanır.
Ama şu Kız Kulesi'nin aklı olsa
Galata Kulesi'ne varır.
Bir sürü çocukları olur.
23 Şubat 2011 Çarşamba
14 Şubat 2011 Pazartesi
bugün...
Adam çok seviyordu yere göğe sığdıramadığı bir aşkla...
nasıl ayrı kalırım diyordu O'ndan,
yüreğim her atışında O'na atmak isterken kendini ,nasıl?
Dün ya da bugün, öylesine bir gün 14 şubat ama kalbi niye bu kadar hızla atmaktaydı?
zembereğinden...
çıkmış gibiydi sanki, sonra son kez attı kendini O'nun kollarına...
bunca yıldır O...'nun için atan yürek durmuştu sonunda... secdeye,
O'na, yüzünde bir gülümsemeyle gidivermişti.
Bir anda bitivermişti ruhunun yaratıldığından beri O'na kavuşmak için duyduğu özlem...
üstelik de sevgililer günüydü bu gün, ne güzel bir hediyeydi bu günde sevdiğinin onu yanına alması...ortama çöken sessizliği uzaklardan gelen
ESKİLERDEN MİRAS
bir şarkı bozuyordu ''günahlarımla, sevaplarımla, aldım başımı gidiyorum...''
ALINTIDIR...
9 Ocak 2011 Pazar
geceyedir küsmelerim...
Her şey biter
Herkes gider
Gün bile kaçar
Gecenin koynuna saklanır
Bir tek ben kalırım
Benliğimden taşan sevgim kahve gözlerinde yankılanır
Yaşanmamışları düşünür
Kuytularda üzülürüm
Gel desen koşar gelir ellerim
Umursamaz dünyayı
Umursamaz yaşamı
Sadece seni
Tek seni beklerim (bekledim)
Gel diyen ellerini
O gözlerini özledim
Ne umut kaldı ne bir rüya
Geceyedir küsmelerim
Yürek yanar
Kalpler ağlar
Sevdan bile çırpınır
Çıkış yolları arar
Bir tek gözyaşı kalır bu aşktan geriye
Ruhumda yeşerir yeniden aşk yaprakları
Yaşanmamışları düşünür
Kuytularda ölürüm
Bir umut kaldı ve bir rüya
Yine sana seslenirim
gönül...
Ne gönlümün derdini sor bana,
Ne sararan yüzümü sor bana,
Ne içimin ateşini sor bana,
Gel gözünle gör, gel artık..!
HZ.MEVLANA
Ey Gönül !..
Gülü seviyorsan dikenlerini de seveceksin...
Deryayı seviyorsan dalgalarını da seveceksin...
Hayatı seviyorsan ölümü de seveceksin...
Sevgili'yi seviyorsan nazını da seveceksin...
Vuslatı seviyorsan firâkı da seveceksin...
Ve unutma ki !.. Her şey incelikten; insan ise kalınlıktan kırılır.....
Hz. Mevlana...
8 Ocak 2011 Cumartesi
...
Allahım!
Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü,
değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti
ve
en önemlisi
bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver...
AMİN....
Dedim: "Çok yalnızım."
Dedi: "Ben sana çok yakınım." (Bakara, 186)
Dedim: "Bunca günahım var, hangisinin TÖVBE'sini yapayım?"
Dedi: "ALLAH bütün günahları bağışlayandır." (Zümer, 53)
Dedim: "Yine bağışlar mısın?"
...Dedi: "ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur." (Âli İmran, 135)
Dedim: "Rabbim benim senden başka kimim var?"
Dedi: "ALLAH kuluna kâfi değil mi?" (Zümer, 36)
7 Ocak 2011 Cuma
mecburduk...
Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu.
Bir kadın, trenin penceresinden dışarı bakabilir,
bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar,
o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur
ve
bu minimini hadise
dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi.
Yahut bir kiremit,
hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak,
devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilirdi.
Göz mü mühim kömür parçası mı,
kiremit mi mühim kafa mı,
diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa
ve
bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak,
hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de
aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk.
kürk mantolu madonndan alıntı...
6 Ocak 2011 Perşembe
ilişkiler...
“Gerçek aşıklar kavga eder,
bir saniye sonra yine sarmaş dolaş olurlar;
daha gün görmüş aşıklar ise
ödün vermeden önce ya merdivenleri çıkar
ya da öbür odaya gidip geri dönerler.
Yıkılmanın eşiğindeki ilişkilerde ise,
eşlerden biri ancak ya ki sokak öteye,
yahut da doğuya doğru iki ülke uzağa gittiği zaman,
herhangi bir sorumluluk,
herhangi bir anı,
bir çocuğun elini çekmesi
veya bir gönül teli- nin titremesi,
onun tekrar uzun bir yol katederek öbür yarısının yanına dönmesine sebep olur.”
zadıe smıth
araz..
“Yalnızım çünkü sen varsın”
“Gel”, desen gelirdim
Gittiğin uzakta bendim
Dağ gibi bir ihanetten düştüm
Bu kendime son gelişim
Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
Kendimi suçüstü yakalıyorum
Ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz’a uyak düşüyorum
Gözlerime senden düşler sürüyorum
Islak bileklerim kan bayramına yatıyor
Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
Sonra bir durağa yaslanıyorum
Sonra bir kente
Ve sen gidiyorsun
Ben kanıyorum
Diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun”
Oysa “gel” desen gelirdim, biliyorsun
Yorgun Haliç’e biraz inat
Biraz ihanet bırakıyorum
Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
Aklıma düşüyorsun
Düşüyorum
Düşünce
Üşüyorum
Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
Yalanlarımla bir hiçlikteyim
Beni içinden kaç!
Bu kentte her yağmur kendini ağlar
Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
Nerde, kimi üşüyorsun?
Artık kendini yakan bir ateşim
Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
Boş kentlere
Oysa “gel” desen gelecektim
Gün düşlerime dönüşlerimde
Bakışın içiyor beni gözlerimden
Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
Uzaklığına uzanıyorum
Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
Yıkılıyorum şarkılara
“Kimseler biliyor”
Yalnızlık dostumdu
Şimdi korkum oluyor
Oysa “gel” desen gelecektim
Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
Uysal yalnızlıklar satın alıyorum
Gülüşümle ödeyerek
Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
Kirli sözlerimi temize çekme
Oysa “gel“ desen gelecektim
Gözlerim ihanete ihbar taşıyor
Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
Sözü namluna sürmelisin şimdi
En yaralı yanımdan vurmalısın beni
Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
Susuşuna kan döküyor gözlerim
Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
Oysa bilmelisin Araz’ım
Kimsenin içi görünmez
Ve hiç bulamadıklarını
Asla yitiremezsin
Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
Söylenecek bütün sözler
Her sabah akşam oluyorsun
Alnından ellerine damlıyorsun
Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
İçine dert oluyorsun kentin
Dışına yağmur
Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
Duvarların kan öksürüyor
Ve sen
Başkalarının gözlerini
Yüzümde aramamayı öğreniyorsun
Beni bir durağa yaslıyorsun
Beni bir kente
Gidiyorsun
Oysa “gel” desen gelecektim
Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
En susmakta neydi öyle
Sen en dinlerken
Biliyorum Araz’ım
İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı
Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
Gece cinnetlerimi de alıp yanıma
Denize bakmayı bilmeyenler
Bir gün mutlaka boğulur
İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım
Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?
Ben şimdi gurbetim
İçimde taşıyorum
Heba olsa da senlerce yılım
Oysa “gel” desen gelecektim
Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)!
En karanlık ceketimi giyiyordum
Işığa kördüm çünkü
Şimdi ise güneşe ilerliyorum
Dirilmek için
Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
Gecenin kör gözünden utanıyorum
Hadi bana en militan kelimelerle saldır
Batır içime cümlelerini
Beyhude bir dehşet bırak bana
Hak ediyorum
Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
Can kaybından ölüyorum
Cenazemde namaz kılacağım
Zan altındayım
Yalanıma inanıyorum
Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
Kinim kendime
Susuşum sana
Küsüşüm tüm dünyaya
Üstü kalsın ihanetimin
“Gel” desen gelecektim
Yine bir tren geçiyor içimden
Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
Süsle beni ey aşk!
Geçtiğin yerleri öpüyorum
Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
Dişlerindeki nikotin tadı terkimde
Sirenler ve ateş hatları içip
Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
Ve bir asansör kapısı önünde
Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
Ben habersiz gülümsüyorum
Yasadışıyım
Tutukla beni gözlerimden
Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
Öldü kanımdaki mürekkep balığı
Solumdaki sise intihar etti intiharlar
Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
Yaşamak için geç bir zaman
Ölmek için ise erken
Çok davullu bir senfoni sürçüyor
Dikiş tutmaz ayrılığımda
Kirpiğinden yapılma bir darağacına
Geceyi asıyorum
Yoksun
Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
Bir durağa yaslanıyorum sensiz
Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
“Gel” desen gelecektim oysa
Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
Şimdi herkes biraz sen, biraz acı
Göğsümde bir vagon
Gizli sözler batıyor
Fırtınalar çıkıyor üstüme
Şakağımda
İntihar acemisi bir şairin
Delilik provaları
Arkandan uluyan kapılardan
Söküyorum kokunu
Yokluğunu kokluyorum
Yokluğunu yokluyorum
Çöz gözlerimi senden hadi !
Ücranda yak bakışımı
Gözlerine bekçi sevdam
Dünden ve senden kalmayım
İçine her düşen
Kendi keşfi sanıyor seni
Oysa sen
Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
Ve kendini acıtmak istiyorsun
Ama güller kendine batamaz
Bilmiyor musun?
"Gel" mi diyorsun?
Herkes kendi gördüğüne bakar
Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
Hadi ! en kanadığımız yerden susalım
"Gel" desen gelirdim
"Git" dedin ve gittin
Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
...
Kahraman Tazeoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















