23 Temmuz 2012 Pazartesi
aşk nedir
Seni sevmem için sana dokunmam gerekmiyor... El ele yollarda dolaşmam, insanların gözleri önünde öpüşmem gerekmiyor... Hatta öpüşmem de gerekmiyor. Gözlerinle konuşmak, gözlerimle konuşman yetiyor. Sevgini hisetmem için göstermen gerekmiyor... Kalbinin atışını görmem için ten tene olmamıza da gerek yok. Havada yayılıyor hissettirdiklerin, bedenime doluyor. Vuslat yormuyor, aşkın kendisini anlatıyor. Kuru kıskançlıklarımız, kavgalarımız da yok, saf bir sevgi sarıyor sen ve bende beni... Kokun burnuma dolduğunda tüm ruhun içime doluyor. Parfümün değil, parfümünle taşınan senin kokun...
Sözleşmelerimiz yok. Ne aldattığını ne de aldattığımı düşünüyoruz. Ne sen benimsin ne de sen benim. Ama gözlerimiz doluyor sebepsiz; bir fincan kahveyi yudumlarken. Özlem bize eşlik ediyor. Birbirimize ait olmamanın hafifliğinde, aşkın ağırlığı eziyor yüreklerimizi...
“Seni Seviyorum” demedik birbirimize... Duymaya hiç ihtiyaç duymadık ki... Sen benim “aşk” tarifim oldun giderken bile...
Ben seni aradım vuslatın olmadığı her dokunuşta, bedende, adı aşk konmuş tüm kayboluşlarda. Sen kabını bulamayan sevdam oldun. Ruhumun kabı olmuş bedenimin ötesinde, özümü yaratan yaradanın siluetinde.
Gözlerim uzaklara dalıp gittiğinde, yalnızlığım her defasında tokat gibi yüzüme indiğinde gökyüzüne bakıp sende olan sensizliği tattım her hücremde, soluğumda, seninle hızlanan kalbimin atışlarında... Sen, sensizliğin ta kendisiydin.
Burada “sen” dediğimi, eli kolu bacağı olan beden sanacaklar... Burada sen dediğim, boşlukta bir bulut, duman olan tanımsız aşk... Suni kıskançlıkların altında ezilen aşk parodilerinin sahnesinde, prangalarla süslenmiş boğulmakta olan sevdalıların dünyasında kim anlayacak beni? Ben aşka âşık oldum. Ben sana âşık oldum. Aşkın en saf haline, aşkın kendisine...
Senin altın tabaklara, makyajlanmış bedenlere, dekorlara ihtiyacın yok. Hepimizin üzerinde, içinde olduğumuz hava gibi özgürce dolaşırken, seni kaba doldurmaya çalıştıkça kaçıranlara inat yaşamaya çalışıyorum seni... Ey aşk... Hava gibi, su gibi, ekmek gibi avucumda, yanı başımda...
Bebelere hayat veren, sebepsiz gülücükleri insanların yüzüne getiren sen, ne kadar çok anlatılmaya çalışıldın. Kitaplara sığmadı, ansiklopediler yazıldı üzerine.. Sözlüklerin bile var. Sen boşlukta süzülürken tüm asaletinle, seni cümlelere taşımaya çalıştı nice şairler, yazarlar, besteciler... Sen, onlara “siz ne yapıyorsunuz” dercesine gülümsedin. Sen en saf, en yalın halinle ortalıkta dolaşırken, sana yüzlerce sıfat, tarif oturttular. Sıyrıldın, içlerinden geçtin gittin. Seni, dağların tepesinde, yüreklerinin en derinlerinde aramak zorunda kalanlar tüm bedenlerini sarmana rağmen göremediler seni... Seni sandıkları yansımalarını tutmak için imzalar attılar. Kurallar silsilesi yarattılar “On Emir”den güçlü... “Başkasına bakmayacaksın”, “İstediğimde yanımda olacaksın”, “Beni mutlu edeceksin”, “Sevdiğini göstereceksin”... Karşılığında ben de seni seviyor olacağım. Sana âşık olacağım... Senin sonsuzluğunda, senin özünde, anlamsızlığın boşluğunu yarattılar.
Hava soğuk... Yakalarını kaldırdığım pardesüm rüzgârı kesmiyor. Elimde sigaram, gözümün önünde dumanı... Deniz, uçsuz bucaksız uzanıyor sahildeki bu fenerin önünde... Sırtım fenerin soğukluğu kadar, senin sıcaklığını hissediyor. Sen her yerdesin biliyorum. Soluduğum havada, içtiğim suda, ensesini kaşıdığım sokak köpeğinin gözlerinde... Sen, “ben”sin... Sen, evrenin kendisisin... Ey aşk, sen var oluşun ta kendisisin...
aret vartanyan
"Her yazdığın kitap,
her kurduğun saf cümle, her çaldığın müzik,
her kıpırdadığın dans,
içine düşen o mucizevi hayalin kötü bir kopyası olacak.
Ne yapsan gözlerini çıkarıp bir başkasına veremeyeceksin.
Kitapların, cümlelerin, müziğin
ve
dansın asla yetmeyeceğini,
anlatamayacağını kabul edeceksin. Yetineceksin."
Ece Temelkuran
“saçlarınla oynayacağım,
dudaklarımı çenene dayayacağım
ve
bana sarılacağın sessiz bir gece için
“beklediğim tüm sabahlar sen ol”
diye yalvaracağım.
kendimi yok ederken bir yalanı yaşattığımı bilerek,
sonuna kadar!
neye içimdeki kızgınlık?
inan kölesi olabilirim gözlerime saldığın derinliğin…”
Umay Umay
❝Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti.
Bana, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın.
Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.,❞
-Nazan Bekiroğlu
“seni bir yabancı gibi karşıma alıpbunun dayanıklı bir şey olmadığınısürekli kılınamadığını, çünkü aşkınyapılan bir şey olmadığını,başlangıçta bir melek konduğunusonunda bir kelebek öldüğünü,yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatınbir korkular ve alışkanlıklar bütünüolduğunu,bütün bunları sananasıl anlatacağım ?”
Birhan Keskin
❝Sen güzel insansın
herkes biliyor bunu
yaramı alıp uzak şehirlere gidiyorsun
saçlarımı düz bir denize ısmarlıyorum
utanma! ayıp değil ki bu
bak ben utanıyor muyum?
kanayana kadar dizlerim, misket oynarken
hem, unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara.❞
Birhan Keskin
20 Temmuz 2012 Cuma
3 Haziran 2012 Pazar
Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti:
Hepimiz bu dünyaya, hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz
ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa.
Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün,
bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor.
Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor.
Hem de en beklenmedik anlarda…
Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor;
bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)
.jpg)




.jpg)