6 Ocak 2011 Perşembe

araz..





“Yalnızım çünkü sen varsın”

“Gel”, desen gelirdim
Gittiğin uzakta bendim
Dağ gibi bir ihanetten düştüm
Bu kendime son gelişim

Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
Kendimi suçüstü yakalıyorum
Ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz’a uyak düşüyorum
Gözlerime senden düşler sürüyorum
Islak bileklerim kan bayramına yatıyor
Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
Sonra bir durağa yaslanıyorum
Sonra bir kente
Ve sen gidiyorsun
Ben kanıyorum
Diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun”
Oysa “gel” desen gelirdim, biliyorsun




Yorgun Haliç’e biraz inat
Biraz ihanet bırakıyorum
Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
Aklıma düşüyorsun
Düşüyorum
Düşünce
Üşüyorum
Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum 
Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
Yalanlarımla bir hiçlikteyim
Beni içinden kaç!

Bu kentte her yağmur kendini ağlar
Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
Nerde, kimi üşüyorsun? 
Artık kendini yakan bir ateşim
Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum 
Boş kentlere
Oysa “gel” desen gelecektim

Gün düşlerime dönüşlerimde
Bakışın içiyor beni gözlerimden
Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
Uzaklığına uzanıyorum
Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
Yıkılıyorum şarkılara 
“Kimseler biliyor” 
Yalnızlık dostumdu
Şimdi korkum oluyor
Oysa “gel” desen gelecektim




Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
Uysal yalnızlıklar satın alıyorum
Gülüşümle ödeyerek
Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma 
Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben 
Kirli sözlerimi temize çekme
Oysa “gel“ desen gelecektim

Gözlerim ihanete ihbar taşıyor
Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
Sözü namluna sürmelisin şimdi
En yaralı yanımdan vurmalısın beni
Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır




Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
Susuşuna kan döküyor gözlerim
Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
Oysa bilmelisin Araz’ım
Kimsenin içi görünmez
Ve hiç bulamadıklarını
Asla yitiremezsin 
Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
Söylenecek bütün sözler

Her sabah akşam oluyorsun
Alnından ellerine damlıyorsun
Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
İçine dert oluyorsun kentin 
Dışına yağmur
Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
Duvarların kan öksürüyor
Ve sen
Başkalarının gözlerini 
Yüzümde aramamayı öğreniyorsun
Beni bir durağa yaslıyorsun
Beni bir kente 
Gidiyorsun 
Oysa “gel” desen gelecektim

Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
En susmakta neydi öyle 
Sen en dinlerken 
Biliyorum Araz’ım 
İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı
Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
Gece cinnetlerimi de alıp yanıma 
Denize bakmayı bilmeyenler
Bir gün mutlaka boğulur
İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım

Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?




Ben şimdi gurbetim
İçimde taşıyorum
Heba olsa da senlerce yılım
Oysa “gel” desen gelecektim

Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)! 
En karanlık ceketimi giyiyordum
Işığa kördüm çünkü
Şimdi ise güneşe ilerliyorum
Dirilmek için

Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
Gecenin kör gözünden utanıyorum
Hadi bana en militan kelimelerle saldır
Batır içime cümlelerini
Beyhude bir dehşet bırak bana
Hak ediyorum

Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime 
Can kaybından ölüyorum
Cenazemde namaz kılacağım
Zan altındayım
Yalanıma inanıyorum

Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
Kinim kendime 
Susuşum sana
Küsüşüm tüm dünyaya
Üstü kalsın ihanetimin
“Gel” desen gelecektim
Yine bir tren geçiyor içimden 
Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
Süsle beni ey aşk!
Geçtiğin yerleri öpüyorum

Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
Dişlerindeki nikotin tadı terkimde
Sirenler ve ateş hatları içip 
Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
Ve bir asansör kapısı önünde
Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
Ben habersiz gülümsüyorum
Yasadışıyım
Tutukla beni gözlerimden

Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
Öldü kanımdaki mürekkep balığı
Solumdaki sise intihar etti intiharlar
Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
Yaşamak için geç bir zaman
Ölmek için ise erken

Çok davullu bir senfoni sürçüyor
Dikiş tutmaz ayrılığımda
Kirpiğinden yapılma bir darağacına
Geceyi asıyorum
Yoksun
Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
Bir durağa yaslanıyorum sensiz 
Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
“Gel” desen gelecektim oysa

Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
Şimdi herkes biraz sen, biraz acı
Göğsümde bir vagon
Gizli sözler batıyor
Fırtınalar çıkıyor üstüme




Şakağımda
İntihar acemisi bir şairin
Delilik provaları
Arkandan uluyan kapılardan
Söküyorum kokunu
Yokluğunu kokluyorum
Yokluğunu yokluyorum

Çöz gözlerimi senden hadi !
Ücranda yak bakışımı
Gözlerine bekçi sevdam
Dünden ve senden kalmayım
İçine her düşen
Kendi keşfi sanıyor seni
Oysa sen
Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
Ve kendini acıtmak istiyorsun
Ama güller kendine batamaz
Bilmiyor musun?
"Gel" mi diyorsun?

Herkes kendi gördüğüne bakar
Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
Hadi ! en kanadığımız yerden susalım
"Gel" desen gelirdim
"Git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
...





Kahraman Tazeoğlu

5 Ocak 2011 Çarşamba

yokluğuna alışmamalıyım...



Sen gideceksin...
Ve aslında gitmelisin de..
Hem de bir eylül ayında gitmelisin.
Şehrin gece lambalarında dans etmeli veda bakışların. Korkularımla yüzüstü kalakalmalıyım öylece basık bir kenar mahalle kahvehanesinde.Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim.küfürler saçıp etrafa,belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.

Yokluğuna alışmamalıyım.
Alışmamalıyım...

Tarık Tufan






tek cümle..




Sen artık bir başkasının sevgilisisin.
Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim.


....' Cezmi Ersöz






Rabbim...

Rabbim;

Demir emrinle parçalanırken,
nefsimin elinde bırakma beni...

Dağlar Sana boyun eğmişken,
şeytanın aldatmacalarına kandırma beni...

Dilim Sana içtenlikle yakarırken,
sözlerimden fazlasıyla anla beni...


senai demirci..

her ayrılıktan sonra...



"Her ayrılıktan sonra; 
ya 'güle güle' 
yada 
'Hoşçakal' 
denir sevgliye. 
Sahi gülen 
yada 
hoş kalan var mıdır sizce" ? 

[Y. E]



bilmek istediklerim...

Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor
Neyi özlediğini,
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum

Ay'ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum

Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek stiyorum

Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum

Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum
Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
Bir gölün kenarında durup gümüş Ay'a "EVET!" diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum

Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğun beni ilgilendirmiyor
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan,
çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum

Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum

Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum..

Oriah Mountain Dreamer
(Kanadalı Bir Kızılderili)


benimdergahım'dan alıntıdır.

4 Ocak 2011 Salı

eskimeyen aşklara...

Eski aşklar rüyalarda yaşar.
Tıpkı mechul yarınlar gibi..
Bilemez sevilen sevdanın 
değerini..
Sevda sevende saklıdır..
Hayat böyledir işte.
Bir şairin kaleminden;
Sızan mürekkeptir bazen.
Bazende öksüz,
Kimseziz bir yetimdir hayat.
Çözmeye çalışırsın,
Çözümsüzlüklerden çıkarak yola,
Tam anladım dersin,bakarsın
Görünmez olmuştur kimliğin...
 
Yıldıray Gül

ölmek sevmekten daha kolaydır...

"Bir büyük sır söyleceğim sana 

Beceremem ben
Sana benzer zamandan sözetmeyi
Senden sözetmeyi beceremem ben
İnsanlar vardır hani istasyonlarda
El sallayan tren kalktıktan sonra
Yani ağırlığıyla göz yaşlarının
Kolları yana düşer onlara benzerim ben.
Bir büyük sır söyleyeceğim sana 
Korkuyorum senden
Korkuyorum ikindilerde seni pencerelere götüren şeyden
Korkuyorum davranışlarından söylenmedik sözcüklerden
Hızlı ve usul geçen zamandan korkuyorum, senden
Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim."

Louis Aragon 



hayırdır inşallah...

bir rüya gördüm,içinde sen 
beni terkedip gitmişsin,beni yok etmişsin 
hayırdır inşallah... 

dön diyorum dönmüyorsun 
kal diyorum ağlyorsun 
ne yaptığını bilmioyorsun 
hayırdır inşallah 
dön diyorum dönmüyorsun 
kal diyorum gidiyorsun 
bir karar bile vermiyorsun 
hayırdır inşallah 

bu rüya nerden çıktı geldi sahi 
aradan kaç yıl geçti yoktun hani 
seni çok özlemişim görmeyeli 
hayırdır inşallah 
bu kaçıncı ayrılık ayrılık hali 
aşkımız şarkılarda hayat fani 
terler içinde kaldım uyandım ani 
hayırdır inşallah...

tut ki...


Tut ki gecenin 
Alacakaranlığında düşlemişim seni. 
Tut ki,rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına,
Geceleri kefen biçsen.
Bir anlık hırsla,
Her şeyi yakıp geçsen,ne çıkar...

Tut ki bundan böyle unutmuşum seni.
Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.
Tut ki yazılan şiirler,seni anmasın,
Varsın eller de unuttu desin.
Ben seviyorum ya seni,
Sen sevmesen,ne çıkar.. 

Bedirhan GÖKÇE





1 Ocak 2011 Cumartesi

lale devri...

Lale ile acı gerçekler mutlu düşlere,paslı demirler parlak gümüşlere,yavuz bakışlar tatlı gülüşlere döner birden;Lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde.Lale,bağıma taç ve ben ona muhtaç.
Kapa gözlerini ve dinle sanki,bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!..İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu,laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır,yitiktir.Rüzgarları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
Uyan saki,lale devrindeyiz!...

Servet Kocakaya – Doğum Günümde


Servet Kocakaya - Doğum Günümde





geçen sene bu şarkıyla girmiştim yeni yılın ilk gününe yeni yaşıma
çok iç açıcı değildi evet ama güzel şarkı
dinlemekten zevk aldım
sık sık dinlerim doğum günüm olmasa da
bir selamı eksik etme doğum günümde
demiş
güzel demiş..
ama sadece demekle kalmış...
bu günlerde insanın hayatındaki yokluklar tükenmişlikler daha bi gözüne sokuluyor insanın..
malesef acı..
ama
gerçek..

hic kimseyi sevemezsin
sandigim zamanlar
dalga kiransiz bir cocuk
butun limanlar

kahramansiz bir filim gibi
solar romanlar
figuranlar beni oynar
dogum gunumde

bir an varki unutulmaz
derdi kederi

goclere top bir kent gibi
mal durursun
istanbula benziyorsun
dogum gunumde

basladigi yerde biter
tum yolculuklar
bir selami eksik etme
dogum gunumde

gozlerimde sensizlikten
gayri nem kaldi
mahsuniden bir turku cal
dogum gunumde

bir an varki unutulmaz
derdi kederi

basladigi yerde biter
tum yolculuklar
bir selami eksik etme
dogum gunumde

dilek tuttum..

Dileğini tutmuş, sayar sonsuzdan geri...

zaman geçtikçe acılarımın sahibini daha çok arar oldum..
artık cümlelerimin de dilekelerimin de sonu hep üç nokta...

bugün...

istemsiz bir hüzün var içimde.

Ve yine istemsiz bir şekilde geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum... 

Koca bir yıl daha gitti ömürden... 
Bir adım ilerisini göremediğim hayatı yaşamaya devam ediyorum.. 
Geçmiş anılar yığını.. 
Gelecek zifiri karanlık.. 
Sıkışıp kaldım ikisinin arasında.. 
Tıkandı birşeyler.. 
Kendimi ifade etmekten acizim bugün... ..

doğum günü...


kutsal bir gecede doğdum herkes gibi
sonra karanlıktı dünya
saklı bir kıyametle doğdum demek ki
dışardan gelen sesleri duyamadım içimdeki gürültüden
yarama dokundum ama acı vermiyor bana
yıldızlar yanıp yanıp düştü geceme
düşsün! ben, ışığa doğru yolculuk yapamam zaten
bir şafak söker, belki de çaresizlikten.
gidilmez yollara düşerim, taşınmaz dualarla
ağacın parçasıyım, esirim ve tek başımayım
(binlerceydik ama ne gam, sararmıştık)
çaresiz bir yol açıldı ama çaresiz
varamadı içimdeki karanlığa hiçbir ışık

belki bir çöl doğar bende de
doğsun! çöller vicdanıdır ya yeryüzünün
vay haline! içinde çöl yerine vicdan taşıyanın*
* “Vay haline! İçinde çöller taşıyanın” -
Nietzsche