9 Aralık 2010 Perşembe

kelebek kanadında aşk..


  
Zamanlar 
Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı. 
Hatırlıyorum...
Ya önce sen vardın yürek olarak içimde 
Ya da aşk vardı önce 
Gelip içimde kestiğin 
Hatırlamıyorum...

Ben imkansıza dudak bükerdim 
Sense halime gülerdin... 
Olsun! O günlerde ben 
Biraz mutlu biraz umutlu 
Biraz içliydim 
Doğrusu en çok da 
Kelebeklerin kanadına işlediğin 
Aşkından dertliydim...

Ama o zamanlar 
Güneş ekilip yıldız biçilen 
Zamanlardı 
Aşk dediğin belki de 
Geceye veda etmeyen bir ay’dı...

Türküler saklardın derinlerinde 
Sazından kaçak... 
Bilmezdin. 
Ben görürdüm duyardım da 
Sen bir kez olsun söylemezdin 
Korkularını zaten 
Kimselere vermezdin... 
Ve böylece 
Sen yağmura 
Yağmur benim gözlerime hasret 
Yaşardık...

Heyhat! 
Hep ama hep 
O imkansıza takıldın da sen 
Ve belki de bu yüzden 
Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: 
Ben ağlardım gözlerim gülerdi... 
Sen gülerdin gözlerin susardı...

Şimdi ben 
O zamanların renklerini unuttum. 
Belki mavi, belki sarı, belki aktı... 
Hatırladığım tek şey 
Güneşle yıldız arkadaştı...

Bilenler bilirdi 
Çok sevmiştik biz 
Çok! 
Ben gönlümden 
Sen dilinden... 

Ben unutsam da şimdi 
Sen hatırlarsın. 
Sesinde ufacık bir hüzün olsa 
Ya da acıtan bir özlem gözlerinde 
Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... 
Gelirdim... Gönlümden... 
Ve sen 
“Hoş geldin" derdin 
Dilinden.... 
Kocaman bir çocuktum o zamanlar 
Belli! 
Dil nedir, gönül ne? 
Anlamını bildiğim 
Şüpheli!

Şimdi söyle bana! 
Kaldıysa geriye ne kaldı? 
Tek tarafı hesaplı bir sevda 
Niyeti bozuk bir dava 
Bir de 
Sadece dağlara caka satan bir sema...

Ama ben bunların hepsini sevdim. 
Şaşacak bir şey yok! 
Dedim ya... Ben 
Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim...

Sonraları 
Belki de hiç gülmedim 
Ve sen 
Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu 
Hiç bilmedin!

alıntıdır...

aşk...

Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk.
Aşk acıdır, hasrettir.
Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir.
Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münâcattır.
Aşk ölümdür,
can vermedir,
kurban olmadır.
(iskender pala)

8 Aralık 2010 Çarşamba

şimdi...

Gözlerine bakarken umurumda değil mevsimler
Gülüşün hep deniz kenarı bana
Sen bir adım attığında göreceksin
Elinde balonlarla bekleyen o adam benim
Aldığım en derin nefessin sen
Dudaklarının dudaklarımdaki işgali hala yüreğimde
Nefes alıyorum ama hala bulamadım seni

'ben sana yanarken şimdi...sen kim bilir nerede
üşüyorsun'


7 Aralık 2010 Salı

küçükken...

'Küçükken                                                          
nasıldı?' diye sordu anneme;

"Küçükken yaramazdı." 

dedi annem. 

Tebessüm etti; 

''Doğru mu?'' dedi gözlerime bakarak; 

"Doğru" dedim ve aynen 
tekrarladım annemin sözlerini; 

"Küçükken   yaram  azdı..."

6 Aralık 2010 Pazartesi

Kalbimin Sana İhtiyacı Var Sevdiğim!


Bunca yorgunluğun üstüne biraz durup dinlenmek istiyor kalbim. Bir omuza yaslayıp başımı, azıcık soluklanmak, hatta bir ömür boyunca güçlü görünmek adına tuttuğum gözyaşlarımı kollarında serbest bırakmak.
 İstediklerim aslında o kadar basit ki, belki de bana öyle geliyor. Yaşadığım sıkıntıları üstüne atmak değil derdim. Tam da tersi, bütün hepsini unutmak için sana koşmak istiyorum. Yangın yerine dönen şu kalbimi, aşkınla söndürmem gerek.
     Öyle uykusuzum ki gecelerdir, bilemezsin. Sensizliğin parçalayan ağırlığından olsa gerek, sürekli uyandığım huzursuz uykulardan, bedenim yorgun düşüyor. Sen gelsen, kafamı koyar koymaz dalıp gideceğim mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum.
     Gittiğin her yerde izini sürerek, senin için delice, acınası bir hasretle ardından koşarak, hep bekleyerek, hep özleyerek geçiyor vakit. Ellerimizden kayıp giden şu zamanın geri dönüşü de yok üstelik, bundandır kavuşma telaşım.
      Hayatımı şöyle bir gözden geçiriyorum, ne kadar çok ertelediğim umut var. Seni ertelenmişler listesine koymak istemiyorum. Ne varsa yaşanılacak, tadını çıkarsak! Bir filmi izleyip gülsek mesela, patlamış mısır kokusu eşliğinde. Aşkı kıskıvrak yakaladığımız geceleri çoğaltıp, kendimizi sıyırsak bu dünyanın tüm gürültüsünden, olmaz mı?
       Bazen aklının içine girmek istiyorum. Ne düşündüğünü bilmek, yüreğinin içine sızarak, ne hissettiğini anlamak ve ne öğrendiysem bugüne kadar, hepsini unutarak, seninle yeniden başlamak ihtiyacındayım.
       Aklım, ruhum sende takılı kalmışken, gündelik hayata uyum sağlamak da zor aslında. Dostların kahve sohbetleri, bir film karesi, el ele yürüyen bir çift, gördüğüm her ne varsa, kaçışlarıma daha çok itiyor beni.
       Gün olur da usanırsa kalbim, bu uzun ve hiç bitmeyecek bekleyişlerden diye korkuyorum. Senden ayrılmak dert değil, kapatırız bir gece yarısı telefonları, kendimizi bitiririz birbirimizde. Sonra ne olur? Aklım ayrılığı kabullense de, başka bir ten tenime değdiğinde, yüreğim yine ihanet sayar bir yabancının gözlerime bakan gözlerini. Sana ait olmaktan vazgeçmem için, kalbimin bunu kabullenmesi gerekir, yoksa mantığım bitti diye çığlık atsın, ne fayda? Senin adını söylersem sevişirken, gittiğim yerde bir kitap görür ve seni aramak istersem ya da en sevdiğim şarkı çaldığında aklıma yine sen gelirsen, gerçekten senden ayrılmış sayılır mıyım?
         Sevdiğim, serin bir yaz gecesinin ortasında gelsen, hiç haberim olmadan, ansızın çalsan kapıyı, karşımda seni görünce gözlerim ışıldasa, sessiz bir çığlık atsam içimden, dakikalar boyunca sarılıp kalsak o kapının önünde. Balkonda bir güzel masa kursam, yanına da bir küçük duble koysam hasrete yakışır diye; sonra sen anlatsan yokluğunda neler yaptığını, ben gözlerinin içinde kaybolarak dinlesem. Ellerimiz kenetlense birbirine, hatta vücudumuz, sabaha kadar sarmaş dolaş uyusak yalnız rüyalara inat. Sen artık gelsen sevgili çünkü bu kalbin sana ihtiyacı var…. 
alıntıdır...




5 Aralık 2010 Pazar

bekleyiş...



.İç çekilen her yaşam biraz daha sıkıyor boyunlardaki ilmiği..
Ayak altından sandalyeler kayıyor boşluğa..
Nereden geleceğini bilmediğimiz bir zencefil kokusu Azrail.
Atının yelesinde özgürlük,mavi özlem..Aynı kapının tokmağında elimiz..
Kapının arkası "sonun başlangıcı"
Katran bir sıkıntı bekleyiş..
Alıntıdır... 

bir tek seni unutamam...



Bir başıma bu kentin sokaklarında yürüyorum Üşüyorum Ne kadar uzaksan bana o kadar soğuyor havaSen yoksa, sıcaklık hep mevsim normallerinin altında Bu yüzden meteoroloji raporları umurumda bile değilKar mı yağıyor yoksa yağmur mu bana ne? Ben senin hasretinle sırılsıklamım zaten,daha ne kadar ıslanabilirim ki?

Burada mısın değil misin belli değil Bazen gidişlerin kahramanı oluyorsun, bazen sonsuz kalışların Doyumsuz gecelerdesin kimi zaman, bazen de yalnız karanlıklardasın Bitmek bilmez bir şarkısın ama ben mi notaları yanlış basıyorum da sen bu şarkıyı söyleyemiyorsun? Neden susuyorsun?


Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan akıl hastanesine kapatmaları gerekirdi Hem de iflah olmaz hastalar bölümüne…

Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar içinBelki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…

Gelebilme ihtimalinse yüreğimdeki kuşları havalandırıyor,kanat seslerini duy Gelmek iste bana Bir görsem yüzünü,ah bir dokunsam sana…

Göreceksin,sevdanın çiçek çiçek açtığını umudun bir yangın gibi alev alev ikimizi birden sardığınıAnladım ki mümkün değil seni sensiz yaşamak Ben o gönlü genişlerden değilim Madem içimdesin, yüreğimde taşıyorum seni,o zaman yanımda da olmalısın Sensiz yaşanmayacak bu aşk ötesi yok

Şimdi yalnız geceleri seviyorum Seni yıldızlarda buluyorum Daha bir dayanılır oluyor sensizlik sancısıMümkünü yok çıkmayacaksın aklımdan, bu yüzden gece, el ayak çekilmişken, hiçbir ses yokken sen ve geceZaman geçer,her şey unutulur, bir örtüyle kaplanır acılar ama… BİR TEK SENİ UNUTAMAM.

__________________

4 Aralık 2010 Cumartesi

Başkalaşan aşk..

adını anmak güzeldi
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
adını anmak...
yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
biraz gülünç, biraz sitemkar...
güzeldi...
adının türkçedeki yankısı özeldi...
 seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,
sülalesi kandilli yoğurtçunun mekanında...
denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....
güzeldi..
 ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...
 Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum
şimdi...
cümlelerimiz öznesiz... umursayan yok
Kanlıca'daki yoğurdu...
 ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir
aşkın mührüdür artık...
Yılmaz erdoğan...

3 Aralık 2010 Cuma

çocukluğum..

Aslında
 annem seni anlatır dururmuş
 çocukluğumda.
Meğer her masala seni anlatarak başlarmış. 
'Bir varmış, Bir yokmuş'..
⊛⊛ Cemal Süreya ⊛⊛    

2 Aralık 2010 Perşembe

yanlis bir öyküdeyim..beni yeniden yaz...

Gitmem gerek bu şehirden
Bir rüya oldun sevdamın gergefinde
Neden çocuklar beni gösteriyor
Yağmur yağsa güneşin yerine
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret
Sensizlikten olsa gerek
Çekilmez oldu buralar
Hep benle beraber bulamadıklarım
Bak cesaretim yok artık
Geç oldu yorgunum
Yine deli oldum sayende
Saçında rüzgar
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret

Ayrılıktan olsa gerek
Gecikiyor sabahlar
Hep benle beraber unuttuklarım
Dönmüyor epeydir başım
Denizler yalan
Sevmek ateş olurmuş derler
Yanmak yalan
Şimdi öyle uzakki geldiğim yollar
Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz
Bir çocuktum sevmiştim
Avuçlarımda aynalar
Gayret et güzelim elini uzat
Ha gayret güzelim gayret
Biter elbet bu yağmur sabret


 

mutlulk yürekli olana yakisir

adam, kadın onu severken güzeldi...
çünkü kadın görüyordu adamın gözlerindeki çam ormanlarını. saçlarındaki afacan güneş sarısını...
kadın büyütüyordu adamın kıvrılıp giden yeşil bir patika gibi gülüşünü...
adam, kadın onu severken güzeldi...
kadın, adamın omzuna rütbeler, göğsüne madalyalar takıyordu.
olamaz bir kahraman çıkarıyordu erkeğinden.
karşısına geçip bakıyordu...
ve adam sanki sevildikçe daha da güzelleşiyordu.
kadının gözüyle baktılar diğerleri de adama.
daha önce hiç görmedikleri bir orman var diye düşündüler adamın içinde.
düşündürdü kadın...
çünkü gözlerini ödünç verdi onlara. kadının gözüyle bakıp adama, kadını kıskandılar hatta...
hiçbiri bilemedi...
erkeğe ne kadar büyük bir haksızlık ettiklerini bilemediler.
cılız omuzlarının, zayıf göğsünün gürül gürül akan bir hayatı, alışık olmadığı bir dürüstlüğü kaldıramayacağını bilemediler.
ama tanrı biliyordu. evet, bu yüzden sert rüzgârlar saldı üzerlerine...
kim yürekli kim korkak, kim tenha kim kalabalık, kim sağlam kim çürük, kim güçlü kim zayıf, kim siyah kim beyaz, kim net kim şüpheli, kim olgun kim ham... fırtınalardan sonra hepimiz görelim diye...
gördük...
oysa bilmeliydi kadın. çünkü ihanetlerle örülü bir örümcek ağıyla kaplıydı erkeğin geçmişinin kapısı...
ama yeni bir başlangıç sanıyordu kendini kadın.
ama inanıyordu...
kendisini, kadındaki erkeği, ikisinden oluşanı, sıfır noktası sayıyordu...
artık daha iyi biliyor kadın; adam, kadın onu severken güzeldi...
şimdi aynadaki kendi suretinde görüyor bunu...
erkeğin dönüşünde görüyor.
korkunç bükülüşünde, buruk çöküşünde görüyor bunu...
kendi yazdığı kahramanın beyhudeliğine ağlıyordu belki de önceleri.
üzüntülerden üzüntü seçemiyor, bazen hangisine üzüleceğini bilemiyordu.
aynada büyük gözlerine bakıp gözlerimiz neden bu kadar büyük diye soruyordu bir kürt kadın. çok ağlayalım acılarımız çabuk geçsin diye mi diye boynunu büküyordu...
artık ağlamaz kadın...
ınsan sevdiğini öldürür evet. kadın da öldürdü nihayet...
sevmeye sebep, sevmeye kudret elleriyle yaptı bunu...
yaz geldi artık...
son söz vaktidir şimdi; bütün sevenler için yalın söylüyor:
mutluluk yürekli olana yakışır...
iclal aydn

1 Aralık 2010 Çarşamba

aşkta mevsim galiba.hem de dört mevsim

değişik bir mevsim..adını bile koyamyorum.ılık esen bir rüzgar biraz sakin biraz huzur verici.ardından seni uykundan uyandıracak kadar sert oldu rüzgar.ılık huzur veren rüzgar gitmisti. biraz yagmur yagsa yine yoluna grecekti.yagmur yagdı rüzgar kayboldu.ama bu sogukluk yetmedi.sonra bembeyaz oldu her yer...peki sonra?ılık huzur verici bir aşk..korkulan rüzgar gbi sorunlar.tabi havalar sogudukça yagmur damlaları akıtan gözler..snra kuruyan göz pınarları.ve yeni sayfa açma gereksinimi.ama hemen degil.karla karışık yagmur gbi..ardndan bembeyaz olmuş her yer.tabi tutması zman alır.bir iki gün snra güneş çıkagelir ya da sen gidersenki gidecegin kesindir.sıcaktan zarar gelmez dyerek.snra yavas yavas eriyen kar artık beyaz degil...ama günes öyle mi? hep aynı..uzakta da olsa içimi ısıtıyor bazen yakıyor..belki başkalarını ısıtıyordur.ama böyle uzaktan degil...

"Yalnız Bir Opera"

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
Bir zaman sonra,
Batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca.
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız.
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında.
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden?
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak? 
(...)

Murathan Mungan



gel..

Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz yok
Ama yine de gözlerini al gel.
Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini...
Beni biri severse inanmam.
Seni biri severse utanırsın.
Bilmediğin bir hastalığa acımak gibi bile olsa gel,
Biliyorum konuşucak bir şeyimiz yok
Ama ızdırabım sende, mutlaka al da gel.

____Cezmi Ersöz____