30 Ağustos 2010 Pazartesi

bizi kör eden sevmek değil sevilmek...

Aşkın gözü kördür, derler.. Binlerce yıllık inanıştır. İnsan bu lafın etkisiyle alttan alta sevince aldanacağını, sevince aldatılacağını düşünür...

Sonra Allah'tan gün gelir, âşık olur.
Anlar ki, aşk göz göre göre, bile bile ilerlemektedir o başı sonu belirsiz gözüken yolda!
Anlar ki, bu lafı aşkın acısını çekenler ile aşksızlığın acısını çekenler bir olup uydurmuşlar!
Evet! Doğrudur. Elbette âşığın bakışı farklıdır! Hiç benzer mi sevmekten korkanın bakışına!
Hani rivayet edilir ya...
Leyla'ya bakıp burun kıvırmış zamanın sultanı. "Mecnun'un sevdiği kadın sen misin" demiş horlayarak. İnceden gülerek "Sizde Mecnun'un gözleri ne arar"demiş Leyla sultana...
Öyle işte! Görür âşık!
Cesaretle bakıp görür. Onun gözleri köşeleri, duvarları, sınırları, yargıları yerle bir eder. 

***
Yahu... Bir dakika! Benim yazacaklarım bunlar değildi!
Ben günümüz ilişkilerinin "görme biçimleri"ni yazacaktım. Hani tanınmış psikanalist Darian Leader'ın "oraya buraya atılmış erkek çorapları işler iyi giderken sevecenlik yağmurlarına neden olur;işler kötü giderken birdenbire kötü kokmaya başlar" dediği şeylerden söz edecektim...
Sadece o kadar mı?
Mesela beş sene önce kankileriyle "Oha! Magandaya bak, sevgilisine hediye olarak televizyon kanalı satın almış" diye kıkırdaşarak dedikodu yapan kızların olay gerçekten kendi başlarına gelince, bunu aşkın simgesi olarak görmesine yol açan dünyayı sorgulayacaktım. 

***
Birkaç yıl önceydi.
Ünlü bir mankenimiz bir ay boyunca bir firmanın katalog çekimlerinde çalışmıştı. Sonra o çekimler nedeniyle verilen bir kokteylde tanıştığı işadamıyla "aşk yaşamaya" başlamıştı.
Ve adam o çekimlerin tümüyle tanışma taktiği olduğunu, kendisinin düzenlediğini ve katalogun hiç basılmadığını açıklamıştı.
Anlayacağınız, apaçık bir "hile"den, bir "tuzak"tan görünüşe bakılırsa kocaman bir aşk doğmuştu ve herkes bunu pek hoş karşılamıştı!
Gerçek şu ki, asıl arzumuz ve hırsımız sevmek değil, sevilmek! Sırf sevilmek uğruna, dün ve belki yarın "şapşalın teki"veya "magandanın hası" diyebileceğiniz birisi o gün size "zeki veya güzel" gelebiliyor. Yani bu işlerde bir "hainlik", bir tuhaflık olduğu kesin!
Neden? Çünkü bizi asıl kör eden sevmek değil, sevilmek!
Hep diyorum ya...
Belki de şu hesaplı kitaplı sevilmeler dünyasında, gerçekten sevmeye daha sıra gelmedi...

sabah gazetesinden alıntı..



29 Ağustos 2010 Pazar

eskiden...


         Eskiden yeterdim kendime                          
Artardım bile 
Şimdi ne yapsam nafile! ... 
Ve 
Kim demiş 'can eskimez' diye 
Bu can tedirgin tende 
Can da eskimiş 
Ben de..




BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

sil baştan...

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında

Öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
Başından başlayabilirim.
İsmet Özel..




adına aşk diyoruz...

Adına aşk diyoruz, 

hep üzenleri seviyoruz.

gitselerde arkalarına bakmadan hala onun hayaliyle yasiyoruz..

oysa hiç düşünmüyoruz biz onlarsız yol almaktansa onlar çoktaaan başka kollarda yolu yaraladılar.

teselli arıyoruz gözyaşında,

dilimiz sevmiyorum diyor,

yüreğim uğrunda ölürüm diyor.. 

Galiba biz kendimizi kandırıyoruz..

lanet olsun ki unutamıyoruz oysa gidenler geri gelmez ama hala bekliyoruz...


hayat...

Önümüzdeki hayat... 
Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. 
Halbuki zaman, 
ağır ağır bizimle beraber akan nehir, 
bir göle varıyordu. 
Bu gölde artık biz akmıyor, 
dalgalanıyorduk. 
Yahut bana öyle geliyordu.

24 Ağustos 2010 Salı

Hala Sevilmektesin Hala Bendesin...

Belki de ölümün gizli provasıdır ayrılık... 


Aldığın her nefes yalnızlığın zabtına geçmiştir


Gülümsemelerin solduğu yüz çukurlarından savruluyor


Aşkın imla hataları;Virgüllerin beli kırılır satır ortalarında


Ve noktasız, sorusuz, işaretsiz Hatta ünlemsiz satır sonları...


Gidenden sadece "hatıralar" kalır Boylu boyunca pişmanlıklar uzanır gözyaşlarınla deştiğin yastık kenarlarına Zaman durmuş gibi gelir sana, herşey bitmiş gibi


Sona yaklaşmış gibi susakalırsın kapı diblerinde


Giden, gider velhasıl Perdelerimden taşınır güneş 


Varlığında konuşmayan duvarlar, cümleleri sırtına yüklenip Kirpiklerinde oyalanır kuru ayazlar


Giden, daha gitmeden gömer seni Ve sen, sesini yitirmiş bir rüzgar gibi kalakalırsın mevsimlerin ayak ucunda Sonra konuşmak, deli haykırmak istersin Ama beceremezsin... 


Sonra ömür boyu susmak, ya da delice ağlamak istersin... Onu da beceremezsin... Saklasan da içindeki yalnızlığı, seni ele verir ıslak kirpiklerin.... 


Akşamın karanlığı düşer ayak uçlarına İcinde birikmiş özlemi anlatacak birisini ararsın, ya da sıcak bir omuz Ama bulamazsın Kimsesizliğin sert rüzgarı yalpalar yüzünü ve sonunda pes edersin


Yenilirsin Sonra da esaretin başlar gri gökyüzünün altında...


Gün gelir ölümü arar olursun Yenilgiyi kabul etmiş bir asker gibi diz çökersin mağlubiyetin iki yüzlü gölgelerine Ve beklerken ölümün saatsiz sırasını, gözetlerken Azrail`in gececeği tozlu yolları 


Kelimelerinle yalnızlığın kıyısına kusarsın çığlıklarını. Gözyaşın akmaz sanırsın, oysa iç cebinde biriktirdiklerin ayrılığın tek şahididir. Baktığın her kadın gideni hatırlatıyorsa Dudaklarında yüreğin yavaş yavaş soluyorsa, susmaya mecbursunYalnızlığın ayak dibine düşmüşsen bir kere, kalkmak için bir el arama etrafında.. Ve boşa çabalama, artık yenilmişsindir


Tüm zaferler senin eserindir artık...



Hayata cezalar kesercesine, hala sol yanım içten ice kanamakta Hala cerahatı bitmemiş bir ayrılığın narkozunda yüreğim Ve soğuk parmak uçlarım, ısrarla onun adını gökyüzüne karalamakta... 


Sensiz ölmeyi göze alıp ölemiyorsam Uzaklarda senin saçlarına değil de, başkasının saçlarında dolaşan ellerini hala özlüyorsam



Hala sevilmektesin, hala bendesin


Hala yüreğimde "aşka" demlenmektesin...



Bir zamanlar elele dolaştığımız sokaklarda, anılarımızı ve gül kokunu hala arıyorsam 


Saatleri duvarları mıhlayıp, hep aynı şarkıyı dinleyip 


Rüzgarın kovalandığı caddelerde sana arkası dönük olanları hep "sen" zannedip Senin olmadığını anladığımda yüreğimi topuklarımda eziyorsam 


Demek ki hala ben de yaşamaktasın Hala ben de nefes almakta, hala ben de " dua dua


kanamaktasın...



Belki de yaşadıklarım acıdır Ama aşk her acıya göğüs gerip gideni hala sevebilmektir... Aşk belki de imkansızlığın dudaklarına mıhlanmış tek kelimedir Ya da cümlelerin namlusundan, yüreğine saplanan kanlı bir gözyaşıdır. "Belki de sensiz aşk; 


Ayrılığına göğüs gerip, bir yudum gülüşünle hiç gitmemecesine seni yaşayabilmektir..." 


"Belki de sensiz hayat; 


Ölümün önsözünde birkaç cümlelik olsa da, mutluluğa senin adını yazabilmektir....."
 aynı duygular hep...

22 Ağustos 2010 Pazar

yara..yar...

Bir bavul dolusu cümle var defterimde.
Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.
Sen yollarına yirmi dokuz harfle acı döşeyen birine,
"Yara" değilde,
"Yâr" diyebilir misin. . ? ''


iyi değilim "aşkım"

İyi değilim aşkım;
Geceler zor geçiyor
Senin uyuduğun saatlerde
Ben İstanbulu dolaşıyorum
Korkuyorum uyumaya
Rüyamda karşılaşma ihtimali
Uyanınca sensiz kalma hali
Yaralarımı acıtıyor
Yüzüme bir maske taktım
Ben olan
Sahte bir gülüş
Sahte bir mimik
Unutmuş gibi yapıyorum.
İyi değilim aşkım;
Artık süslü kelimelerim yok
Şiirde yazamıyorum
Kağıdı kalemi elime alınca gözyaşım akıyor
Gözyaşlarımla yazıyorum
Okuyamıyorum
Adının geçmediği cümleleler kurmaya çalışıyorum
Kuramıyorum
O gitti diyerek
Aşkımı anlatmak istiyorum
Anlatamıyorum
Hiç buluşmadığımız yerlere gidiyorum
Bilinmez saatlerde seni bekliyorum.
Bazen bir deniz kıyısında ufka dalıyorum
Bazen bir köşe başında göğe bakıyorum
Gelmiyeceğini biliyorum
Genede bekliyorum
Belkide seni beklemeyi seviyorum…
İyi değilim aşkım..
Bencil oldu artık duygularım
Biliyormusun
Artık sadece ben demeyi öğrendim
Daha çok sabretmeyi öğrendim.
Yalanlarla bezedim yüreğimi
Çok özledim dememek için
Sevmiyorum demeyi öğrendim
Yüreğime kimseyi almamayı öğrendim
Tek dostum kaldı
Yokluğunla aramda dostluk başladı.
İyi değilim aşkım..
Hiç iyi değilim..

Kahraman TAZEOĞLU


20 Ağustos 2010 Cuma

son görüş...

"İnsanın sevdiği birini son kez görmesinden daha kötü olan tek şey; 
Onu son kez gördüğünü biliyor olmasıdır".
[P. Auster]

19 Ağustos 2010 Perşembe

seni....

seni bir "anı" olsun diye sevmedim... 
seni bir "an" sevmedim...
ömürlüktün yüreğimde... 
ama sen söndün içimde...
kendini mum bilip... 


gelsen....

Hep sustum, 
Hep yandım, hep ağladım sen yokken. 
Bir gelsen, 
Yangınlardan alsan beni, 
Bir gelsen, 
Dünyalarımdan alsan beni, 
Bir gelsen, 
Şafaksız gecelerden alsan beni, 
Ama ne zaman gelsen, 
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni. 


13 Ağustos 2010 Cuma

gittin....

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi.
Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan,
iki metre ötemde de fark etmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...
Gittin...
unutulanların arasına katılmalıydın.
Anıları bir sandığa koyup hayatı
bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı,
bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...
Gittin...
bir okyanusun ortasında,
tek küreği kaybolmuş
sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık.
Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni,
bil ki seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde.
BİL Kİ
SENİ...
UNUTAMADIM
YAŞAR KEMAL -GİTTİN


geçmiş...

“Gayet iyi biliyordu ki, hüzün denilen şey tıpkı siyah, dalgalı bir saç teline benziyordu. Hüzün, kopardıkça çoğalıyor, çoğaldıkça arsızlaşıyordu.“
“Ve geçmişi sıla belleyenler ömür boyu gurbette yaşamaya mahkum olduklarına göre, ya hafızayı hatıralşardan uzaklaştırmak lazımdı, ya da hatıraları ait oldukları zamandan. Aksi takdirde, acıtırdı geçmiş; boş yere yaralanırdı insan.“

12 Ağustos 2010 Perşembe

zincir....

Ömrünüzdeki sayılı günlerden bir tekini yaşanmamış sayalım... 
Kaderinizin akışı kim bilir ne kadar farklı olurdu? 
Bu satırları okurken bir an durun, 
yaşamanızı saran o uzun zinciri düşünün... 
İster demirden olsun, ister altından, ister dikenden olsun... 
o sayılı günlerden birini yaşamayıp da ilk halkası meydana gelmeseydi, 
bu zincir belki de hiç örülmezdi.
keşke..... ilk halka olmasaydı....