Ne zaman elime bir kalem alsam,
Sana seslenmek geliyor içimden.
Güzelliğini hatırlıyorum bir yaz günü,
Yine gemiler geçiyor uzaklardan,
Biz yosun kokulu rıhtımlarda el ele,
Şehirlerden İstanbul, aylardan temmuz.
Ne zaman elime bir kalem alsam,
Geçmişi seninle yeniden yaşıyoruz.
Ne zaman elime bir kitap alsam,
Hep seni okuyorum, inanır mısın?
İstiyorum seni anlatmalı bütün romanlar,
Sevilen kadın hep sen olmalısın.
Ne zaman elime bir kibrit alsam,
Yine İstanbul'u yakmak geçiyor aklımdan,
Bu sensiz sokakları, bu evleri,
Bu plajları, bu denizleri,
Sensiz kaldığım bu şehri tüm yakasım geliyor.
Yine alev alev bir İstanbul düşünüyorum
Ve çaresiz yaktığım bütün sigaraların
Dumanlarında seni görüyorum.
Ne zaman elime bir fırça alsam,
Yüzünü çiziyorum kapılara, duvarlara,
Bir bir hatırlıyorum bütün hatlarını,
Gözlerini, dudaklarını, saçlarını.
Baktığım her yere gölgen düşüyor,
Dokunduğum herşeyde senin sıcaklığın,
Sonra dağlar, denizler giriyor aramıza,
Gitgide büyüyor uzaklığın.
Ne zaman elime bir kadeh alsam,
Delicesine sarhoş olmak istiyorum.
İçkiler seni hatırlatıyor yine,
Kırıyorum birbiri ardınca kadehleri.
Artık hiç birşey kar etmez biliyorum,
Ne dost, ne içki, ne aşk, ne kadın,
Gözlerimde yıllardır eşsiz olan,
Değişmeyen bir sen varsın.
Ne zaman elime bir ayna alsam,
Gözlerimden korkuyorum, bakışlarımdan,
Bu seni unutamayan benden korkuyorum.
Uçurum çizgiler, kara gölgeler,
Bir sonun belirtileri yüzümde yer yer,
Karşımdaki yüz sefil bir akşam,
Hep sana sesleniyorum, duyuyor musun?
Ne zaman elime bir kağıt alsam...
Ümit Yaşar Oğuzcan
10 Mayıs 2010 Pazartesi
hatırlama...
İstanbul İçin...
imkansız şeyŞiir yazmak;Ve yazmamakAşıksan eğer,Aylardan Nisansa.Arzular ve HatıralarArzular başka şey,Hatıralar başka.şehirde,Söyle nasıl yaşaGüneşi görmeyen şnır?
Böcekler
DüşünmeArzu et sade!Bak böcekler de öyle yapıyor.DavetBekliyorumÖyle bir havada gel ki,VAZGEÇMEK MÜMKÜN OLMASIN...
Orhan Veli Kanık
şimdi...
Sevgililer;
Şimdi birleşmenin, bir olmanın, birbiri ile anlaşmayı öğrenmenin, birbirini anlamanın, tanımanın vaktidir. Bu da öyle kendi kendine oluvermez. Bu size bağlıdır, birbirinizi o kadar çok sevmelisiniz ki, iç aleminizde neler olup bittiğini ve zahiri olanın altında, gerçekten mühim olanı bulmayı ve anlamayı gerçekten isteyesiniz.
Sizi birleştiren işler ve bütün şeyler üzerinde konsantre olmayı ayrılığa ve ahenksizliğe yol açan her şeyden kaçmayı öğrenin, bir ruhun içindeki en iyiyi görebilmeyi gerçekten özlerseniz, onu elbette bulacaksınız. Oraya varmak sabır, sebat ve gayreti gerektirebilir, fakat bulunmaya değer olan herhangi şey zaten sabır ve zaman gerektirir, öyle ise onu bulabilmeniz için kendinizi bir kenara koyun, bunu yapabilmek için, alıştığınız yolun dışına çıkın. Bu hiçbirinizin pek o kadar kolay bulamayacağınız bir şeydir. Alışkın olduğunuz rutin’in dışına çıkmak ve bir başkası uğruna gerçek bir gayret sarf etmeye mecbur olmak hoşunuza gitmez, ama işte O’nun sizden istediği şey budur.
Birbirinize karşı çok daha büyük bir hassasiyet geliştirmeniz ve birbirinizi asla “Olsa da olur, olmasa da” tarzında düşünmemeniz lazım. Böyle bir düşünceye kapılmak çok kolaydır ve bu, bir ruhtaki bütün sevinci ve spontaneliği öldürür. Sevilmediğiniz, övülmediğiniz ve öylesine önemsenmezlik gördüğünüz zaman, içinizi nasıl ölü gibi hissettiğinizi hepiniz bilirsiniz. Bir bitki büyüyebilmek, güzelliğini ve mükemmelliğini ortaya koyabilmek için sevgiye muhtaçtır. Her biriniz, yaptığınız iş her ne olursa olsun, yapabileceğinizin en iyisini ortaya koyabilmenize yardım edecek sevgiye ve takdire muhtaçsınız. Bu demek, durmadan birbirinizin sırtını sıvazlayarak, birbirinizin en iyi kişiler olduğunuzu birbirinize söyleyip durmanız demek değildir. Övgü, kalbin derinliklerinden gelmelidir. Ancak o zaman gerçekten hissedilebilir ve hedefini bulur ve harikalar yaratabilir.
Sevgililer; birlikte geçirdiğiniz bu zamanların, belirli bir sebep ve maksat için size verildiğini hatırlayarak, bundan azami istifade etmeye çalışın ki, birbirinizi gerçekten tanıyabilesiniz ve hiçbir sonuca varmadan boşuna gün geçirmeyesiniz. Çoğunuz işte bunu yapıyorsunuz. Siz, sadece durumu idare etmek istiyorsunuz, bir kilometre fazladan yol kat edip, kendinizi şu veya bu şekilde ortaya koymakta isteksiz gösteriyorsunuz. Kendinizi ele alın ve bunu hemen şimdi yapın. Birliğe ulaşmak, ahenkleşmek ve birbirinizi anlamak için size verilmiş bu kıymetli zamanı kullanın ki ilerde, sizden sevgi ve ihtimam bekleyecek pek çok kişi yüzünden birbirinize ayıracak zaman bulamayacağınız gelecek günlerde pişmanlık duymayasınız. Şimdi bunun zamanıdır. Şimdi.
Eileen Caddy
8 Mayıs 2010 Cumartesi
YaLnIzLıK
Yalnızlık yorar insanı...
Etrafındaki herşeyin farkına varırsın...
Üzerinde yemek yenen masanın
Yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyelerin
Ne zaman aldığını hatırlarsın birden...
Tavanın köşesindeki örümcek ağını farkedersin
Bir şeyin ağa takılıp kalmasına takılır gözlerin
Buzdolabındaki son yemeğin ne kadar da büyük bir nimet olduğunu bilirsin
Tüpün birden bire bitebileceğini öğrenirsin
Yalnızlık yorar insanı...
Gece yıldızlar seni çağırır gökyüzüne
Ayın üzerindeki karartıları görürsün
En hafif sesde irkilir
Odaya vuran gölgelerden oyuncaklar yaparsın
Açmamaya karar verdiğin telefon ısrarla çalar
Yalnızlık yorar insanı...
Her zaman ki alışkanlıklar meğer ne kadar da sıkıcıymış
Farkına varırsın
Karşı daire de oturan komşuların varmış
Selam verirsin
Kütüphane de okunacak ne çok kitap varmış
Yeniden okumaya başlarsın
Balkona konan kuşları görür ekmek atarsın
Giysiler ütüsüzde giyilirmiş,giyer sokağa çıkarsın
Parkın otları kurumuş,görür üzülürsün
İnsanı yorar yalnızlık...
Zamanın farkına varırsın
Akşam bir türlü olmaz
Daha dünkü çocuk olduğun düşer aklına
Hergün yeni baştan kurduğun hayallerin
İnsanı yorar yalnızlık...
Kendinin farkına varırsın
Ne kadar çok şeye sinirlendiğini düşünürsün
Artık heyecanlanmadığını
Aksine korkularının çoğaldığını öğrenirsin
Eskisi kadar konuşamadığını
Yorar insanı yalnızlık...
Bir şeylerin farkına varırsın
Çocukluğunun kehribar rengi akşamlarını
Emsalsiz kara akşamlarını
Yorar insanı yalnızlık...
Sonra herşeyin bir sırrı olduğunu hissedersin yalnızca
Ve sıcacık yalnızlığında
Kendi sırrının peşine düşersin
Yalnızlık yorar insanı...
Kahraman Tazeoğlu
BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK
Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…
Cezmi Ersöz..
7 Mayıs 2010 Cuma
karşılıksız...
Ne çok söyleyecek şeyimiz var aslında değil mi? Sanki yıllardır susturulmuşuz.. Sanki deliler gibi anlatmışız ama dinleyenimiz olmamış.. Ne çok şey birikmiş içimizde; ne çok şey bekler olmuş yüreğimizde, biri çıkıp onlara kıymet versin diye dua eden. Ama ne ilginçtir; ne kadar anlatırsak anlatalım karşılıklı, gene de yetmiyor. Sevda gibi, öyle uzun beklemiş ki kelimeler.. Farkında mısın, hiç bir konuyu konuşurken bitiremiyoruz. Hep bir başka konuya geçiveriyoruz. Birimiz diğerinin sözünü kesiyor sürekli. Ama kabalıktan değil. Beklemekten usanmışlıktan. Bir daha dinleyen bulamayız korkusundan.
Ne çok şeyim vardı anlatacak
Sonunda kelimeler bir oldu
Hep beraber
Seni aramaya çıktılar.
Belki de bu yüzden anlatmaktan vazgeçiyoruz.. Dinleyen olmadığından. Kızıyoruz; bilmiyorlar ne kadar da hevesliyiz dinlemeye. Ne anlatan var, ne dinleyen oysa ki. Ne kadar bencil bu insanlar.
Sevdanı anlatırsın, küçümserler.. Hüznünü anlatırsın, güler geçerler.. Sevincini paylaşmak istersin, yürür geçerler.. Yalnızlığını kırmak istersin, kullanırlar.. Her kelimenin, her dokunuşun, her öpücüğün, her damla gözyaşının bir bedeli olmalıdır onlar için.. Hiç bir şey karşılıksız olamaz sanki.. Oysa, karşılıksız dinleyen kıymetlidir gerçek yüreklerde. Karşılıksız anlatan özeldir.
Daha anlatacaklarım var desem, beni karşılıksız dinler misin?
6 Mayıs 2010 Perşembe
sesinde...
Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun
Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar
Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var
Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Sesinde ne var biliyor musun
Söylenmemiş sözcükler var
c.süreya
5 Mayıs 2010 Çarşamba
3 Mayıs 2010 Pazartesi
duymuyorum..görmezden geliyorum..ama görüyorum...
Günlerin gecelere bağlanışında bir,
Gecelerin günlere uzanışında iki,
Birikmemi tamamlanmaktan koruyorum şöyle ki:
önce bir şeyler yitiriyorum, somut şeyler,
Çakmak, tarak, kalem, çanta, saat, para gibi
Önemsiz şeyler.
Alışkanlığım tükenmiyor
Biriktirmeyi sürdürüyorum gene,
Usanmıyorum.
Biçimler, renkler, şişeler eskiler.
Unuttuklarımı saymıyorum çünkü unutmuyorum.
Azala azala yitmekten
Bir de bütünlenmekten ötede
Hüzünlü bir gecikme içine dalıyorum
Yalnız başıma
Özel yoluma sapıyorum..
Seziyorum,
Birileri özenle bana bakıyor.
Uykum kaçıyor, ne iyi diyorum,
Soyut şeyler karışıyor yaşantıma.
Elimi kesiyorum, kan akıyor,
Gizliden gizliye seviniyorum.
Öyle yalanlar saklanıyor ki gözlerime
Canım acıyor,
Deliriyorum;
Seviyorum neden sonra anlıyorlar
Acı acı seviniyorum.
Gözüme ilişiyor, kulağıma ilişiyor,
Görmemezliğe geliyorum,
Duymamazlığa geliyorum,
Düşünmüyorum, öteye itiyorum.
Damlamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










